Kalkan Zamanı Ne Zaman?
Kayseri’de akşamlar bazı günler gereğinden fazla uzun sürüyor. Hele kış aylarında… İnsan pencereyi açınca içine dolan ayazla birlikte kendi içindeki sessizliği de duyuyor. Ben bunu en çok geçen şubat ayında hissettim. İşten çıkmıştım. Cumhuriyet Meydanı’ndan eve yürüyordum. Eldivenimin içine rağmen ellerim buz gibiydi ama asıl üşüyen yerim kalbimdi galiba.
O gün telefonum hiç çalmadı.
Bazı insanlar için bu çok küçük bir şey olabilir ama benim için değildi. Çünkü insan bazen tek bir mesajın bile hayatını değiştirebileceğine inanıyor. Ben de inanıyordum. Özellikle ondan gelecek bir mesajın…
Otobüs durağında beklerken telefon ekranını sürekli açıp kapattığımı hatırlıyorum. Bildirim yoktu. Ses yoktu. Bir şey yoktu. O sırada yanımda duran yaşlı bir adam telefonda biriyle konuşuyordu. Tam o an şöyle dedi:
“E iyi de kalkan zamanı ne zaman belli oldu mu?”
Nedense bu cümle zihnime çakılıp kaldı.
Kalkan zamanı ne zaman…
Sanki sadece bir yolculuğu değil, hayatımdaki başka şeyleri de anlatıyordu. İnsan bazen bir yerden fiziksel olarak değil, ruhsal olarak kalkmak istiyor çünkü. Bir duygudan, bir bekleyişten, bir kırgınlıktan…
Ben o durakta bunu düşündüm.
Kayseri Soğuğu ve İçimdeki Sessizlik
Eve vardığımda annem mutfakta mantı yapıyordu. Evin içi sıcacıktı ama ben hâlâ dışarıdaki ayazı taşıyordum. Montumu çıkardım, odama geçtim. Masamın üzerindeki kahverengi defteri açtım. Uzun zamandır her gece birkaç sayfa günlük yazıyordum. Kimse bilmiyordu bunu. Belki biraz utanıyordum duygularımı bu kadar açık yaşamaktan ama artık şunu öğrendim:
İnsan içine attıkça ağırlaşıyor.
Deftere o gece şunu yazmışım:
“Bazı insanlar giderken kapıyı sessiz kapatıyor. Arkalarında hiçbir açıklama bırakmadan…”
Sonra dakikalarca kalemi elimde tutup boş sayfaya baktım. Çünkü canım çok yanıyordu. Birinin hayatından yavaş yavaş silinmek çok garip bir his. Kavga etmiyorsun. Büyük bir olay yaşamıyorsun. Sadece azalıyor her şey. Mesajlar azalıyor. Ses tonu değişiyor. Merak etmeler bitiyor.
Ve sen bunu fark ettiğin anda iş işten geçmiş oluyor.
O gece uyuyamadım.
Camın önüne oturup Erciyes’e baktım. Kayseri’nin geceleri bazen insana eski bir fotoğraf gibi geliyor. Sessiz, donuk ama içinde çok fazla hikâye saklıyor. Ben de kendi hikâyemin içinde kaybolmuş gibiydim.
Otogarda Geçen O Gece
İki hafta sonra Ankara’ya gitmem gerekti. Çok önemli bir sebep değildi aslında. Biraz kaçmak istiyordum sanırım. Kayseri’den uzaklaşınca içimdeki sıkışıklık azalır diye düşündüm.
Otogara gece vardım.
Bilet sırasındayken önümdeki kadın görevliye tekrar tekrar aynı şeyi soruyordu:
“Kalkan zamanı ne zaman?”
Görevli sakin bir sesle saati söyledi ama kadın yine emin olamamış gibi baktı. O an nedense gözlerim doldu. Çok saçma biliyorum. İnsan neden böyle basit bir cümlede duygulanır ki?
Ama mesele cümle değildi.
Ben hayatım boyunca hep bir şeylerin kalkış saatini kaçırmışım gibi hissediyordum. Bazı insanları geç anlamıştım. Bazı sevgileri geç fark etmiştim. Bazı özürleri hiç söyleyememiştim.
Otobüse bindiğimde cam kenarına oturdum. Kulaklığımı taktım ama müzik bile iyi gelmedi. Gece yolculukları insana kendini olduğundan daha yalnız hissettiriyor. Herkes uyurken sen düşünüyorsun. Geçmişi düşünüyorsun. Söylenmeyenleri düşünüyorsun.
Bir ara telefon ekranı yandı.
Ondan mesaj gelmişti.
Kalbim o kadar hızlı çarptı ki gerçekten nefesimi tuttum birkaç saniye. Mesaj çok kısa olmasına rağmen saatlerce baktım ekrana.
“Seni kırdıysam özür dilerim.”
İnsan bazen tamir olmak için uzun cümlelere ihtiyaç duymuyor.
Ama kırılmış bir kalbin hemen iyileşmediğini de o gece öğrendim.
İnsan Bazı Şeyleri Çok Geç Anlıyor
Ankara dönüşü hava daha da soğumuştu. Kayseri terminalinde indiğimde sabah ezanı okunuyordu. Şehrin sokakları boştu. Simitçiler yeni yeni tezgâh açıyordu.
Bir çay söyledim.
İncecik belli bardağı avuçlarımın içine aldım. O sıcaklık o kadar iyi geldi ki… Küçücük şeylerin insana iyi gelmesi ne garip. Belki de büyüdükçe büyük mutluluklar azalıyor. Yerine küçük teselliler geliyor.
Telefonumu açtım.
Mesaj hâlâ duruyordu.
Cevap yazıp yazmamak arasında kaldım. Çünkü bazen insan geri dönerse aynı acıyı tekrar yaşayacağını biliyor. Ama özlemek de çok ağır bir şey.
İşte tam bu yüzden o gün şunu fark ettim:
Kalp mantıklı davranmayı pek beceremiyor.
Babamın Sessiz Öğüdü
Babam duygularını çok belli eden biri değildir. Ben ona benzemiyorum. Ben üzülünce susamıyorum. İçimde ne varsa yüzüme çıkıyor. Ama o akşam salonda otururken babam bana hiç beklemediğim bir şey söyledi.
“İnsan bazen beklediği trene binemez oğlum. Ama hayat bitmez.”
Çok kısa bir cümleydi.
Ama günlerce düşündüm.
Çünkü ben uzun zamandır kaçırdığım şeylerin yasını tutuyordum. Olmayan ilişkilerin, yarım kalan konuşmaların, gerçekleşmeyen hayallerin…
Belki de sürekli “neden olmadı” diye düşünmek yerine “bundan sonra ne olacak” diye düşünmek gerekiyordu.
Kalkan Zamanı Ne Zaman Diye Sorup Duruyor İnsan
Bence herkesin içinde görünmeyen bir otogar var.
Kimimiz gitmek istiyor, kimimiz kalmak. Kimimiz biri dönsün diye bekliyor. Kimimiz artık tamamen vazgeçmeye çalışıyor.
Ama ortak bir şey var:
Herkes kendi içinde sürekli aynı soruyu soruyor.
Kalkan zamanı ne zaman?
Ben bu soruyu artık sadece bir yolculuk için düşünmüyorum. Yeni bir başlangıç için düşünüyorum. Cesaret etmek için düşünüyorum. Yeniden sevebilmek için düşünüyorum.
Çünkü insanın hayatında bazı dönemler gerçekten bekleme salonu gibi geçiyor.
Ve beklemek çok yoruyor.
Defterimin Son Sayfası
Geçen hafta eski günlüklerimi karıştırdım. Sayfaların arasında kurumuş bir kahve lekesi vardı. Bazı satırların mürekkebi dağılmıştı. Muhtemelen ağlarken yazmıştım.
Bir sayfada kocaman harflerle şunu yazmışım:
“Bir gün her şey düzelecek.”
O cümleyi okuyunca gülümsedim.
Çünkü artık şunu biliyorum:
Her şey tamamen düzelmiyor belki ama insan alışıyor. Yaralarıyla yaşamayı öğreniyor. Kalbinin eksik kalan yerlerini kabul ediyor.
Ve bir gün gerçekten yeniden heyecan duyabiliyor.
Ben bunu son zamanlarda hissetmeye başladım.
Sabahları daha erken uyanıyorum artık. Kahvemi içerken camdan dışarı bakıyorum. Erciyes’in üstündeki bulutları izliyorum. Bazen sadece nefes alıyor olmak bile iyi geliyor.
Eskisi kadar kırgın değilim.
Belki hâlâ biraz yalnızım ama eskisi kadar karanlık hissetmiyorum.
Son Bir Gece Yürüyüşü
Dün gece yine yürüyüşe çıktım. Kayseri sokakları sakindi. Hava hafif serindi. Bir otobüs durağının önünden geçerken içeride bekleyen genç bir çift gördüm. Çocuk kızın ellerini ısıtmaya çalışıyordu.
İçim garip oldu.
Çünkü insan bazı görüntülere bakınca hem mutlu oluyor hem üzülüyor. Ben de öyle hissettim.
Sonra durakta asılı olan saat tabelasına baktım.
Ve istemsizce kendi kendime fısıldadım:
“Kalkan zamanı ne zaman acaba?”
Belki hâlâ tam bilmiyorum.
Ama artık korkmuyorum.
Çünkü hayat bazen geç kalanlara da yeni yollar açıyor.